The Secret ve İlk Bilgisayarım Hakkında

The-Secret-Rhonda-Byrne

The Secret; Rhonda Byrne’ın 2006 yılında yayınlanmış bir kitabı… Bu kitap yayınlandığında, hakkında çokça yazılıp çizilmişti. Birçok Hollywood ünlüsü de kitabı okuyup etkilendiklerini, sonrasında yazılanları uygulayınca hayatlarının olumlu yönde etkilendiğini anlattılar. (David Backham’ın bir Amerikan futbol klübüne tranfer olması da kitabın yayınlanmasından kısa bir süre sonrasına tekabül eder. Backham bu transferin kitapta yazanları uygulaması sonucu gerçekleştiğini iddia etmiştir.) Bu kitap şunu anlatır: “Bir şeye sahip olmak istiyorsanız; sadece azimli, karalı ve sabırlı olmalısınız. Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.” Bu düşünceden hareketle ben de size hayatımdan bir kesiti anlatayım.

Küçük yaştan itibaren teknolojiye merakım vardı. Walkman, CD çalar, Teyp gibi aletlere karşı hep hevesim oldu. El atarim olduğunda elimden düşürmez olmuştum. Bir keresinde tetrise; televizyon atarileri için kullanılan bir joyistik bağlamıştım. Komik aslında tetrisi karşına koyuyorsun joyistik elinde… Etrafta kablolar falan…

Bazen de elime geçen küçük motorlarla gemi, araba vb. küçük oyuncaklar yapma gayretinde bulundum. Hatta bir keresinde helikopter yapmayı bile denemiştim. Bir keresinde de çok kötü bir düzenekle ambulans ve polis arabalarının üzerinde bulunan döner ışıktan yapmıştım. Saçma görünse de çocuk aklıyla bir şeyler keşfetmek gurur vericiydi.

Teknoloji ile ilgili değil ama küçüklüğümden beri küçük tahta parçalarına karşı garip bir ilgim var. Nerede biçimli, küçük bir tahta parçası görsem onu nasıl şekillendirip ne amaçla kullanabileceğimin hayalini kafamda canlandırırım.

Şu anda Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde Matematik Öğretmenliği Bölümü’nde öğrenim görüyorum. Bazen geçmişteki bu tavırlarımdan dolayı Makine Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Mimarlık gibi alanlarda eğitim görseydim neler yapacağımı düşünüyorum. Bazen de televizyonda gördüğüm bir film için devam filmi fikri ya da bir marka için reklam fikri geliyor aklıma. Sitede yayınladığım şiirler ise yazdıklarımın sadece küçücük bir kısmı… Belki de şair, yazar, senarist veyahut reklamcı olmalıydım?

Her ne kadar meslek seçimimin doğru olup olmadığını düşünsem de geçmişimden hiç bir zaman pişmanlık duymadım. Hatalarım olmuştur elbet ama hatalardan bir şeyler öğrenmeye çalıştım.

Yıllar geçtikçe bilgisayarın ve internetin hayatımızdaki yeri artıyor. Geçmişte bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı hatta gittikçe daha da kolaylaşıyor. Teknolojiye ayak uydurmak için bilgisayar almak istiyordum ve bu 2005 yılında aylık 100–150 lira (O zamanın parasıyla milyon) harçlık ile yapılması imkânsıza yakın bir şeydi. Burada dikkat çekmek istediğim yer “imkânsıza yakın” olacak. Çünkü imkânsız değildi… Nitekim bir gün bir yerden başlamak gerekli diyerek gidip 2,45 liraya bir fare (mause) aldım. (Bilgisayar faresi yanlış anlamayın.) Bu da komik görünebilir fakat bir söz vardır: “Başlamak bitirmenin yarısıdır”. Böylece bir yerden başlamış oldum. Bir, bir buçuk ay civarı o fare çalışma masamın üzerinde durdu. Bu süre zarfında iyice düşünüp, hesap yaparak; elime geçecek “Öğrenim Kredisi”nden 70–80 lira bir kenara ayırabilmenin bir yolunu bulmuştum. Düşüncem o para ile “Toplamaya başladığım bilgisayarım”ın bir parçasını daha almaktı. Hangi parça olursa olsun. Bu arada bilgisayar toplama konusunda bilgim yoktu fakat ne olursa olsun bilgisayar almayı kafama koymuştum.

Bir gün arada gittiğim internet cafede kenarda duran eski bir bilgisayar kasası gördüm. Kafeci arkadaşıma bunu satıp satmayacağını sordum. O da kasayı açtı ve içindeki parçaları gösterdi: Celeron 466 işlemci, Abit BX6 anakart, 8Mb sis 6326 ekran kartı, Creative Ct4810 ses kartı (O zamanlar tümleşik ses kartları yoktu) Mitsumi 1,44 disket sürücü. Kasa da Leaf markalı eski bir kasaydı. Fakat arkadaşım bu parçaları (bilgisayar denemez çok eksiği var) satmaya yanaşmıyordu. Çünkü arkadaşım için; bilgisayardan anlamayan birine bu eski parçalardan toplanan bir bilgisayar “Şiddetli baş ağrısı” anlamına geliyordu.

7 Şubat 2005 tarihinde öğrenim kredisini çekince, doğru internet kafeye gittim. Arkadaşımı güç bela ikna edip parçaları 65 liraya satın aldım. Arkadaşım sağ olsun bir de klavye hediye etti fakat parçaların çalışıp çalışmadığından emin olmadığını söyledi. Sonrasında ise bir arkadaşımın arkadaşına hatır minnet parçaları denettim. Parçalar çalışıyordu…

Bir şey daha var! Bunlar olurken, elimde birkaç bilgisayar dergisini sürekli inceleyerek bir yandan da bir şeyler öğrenmeye ve parçaların fiyatlarını öğrenmeye çalışıyordum. Bilgisayarın televizyona bağlanabileceğini düşünüyordum ki burasını hikâyedeki en büyük hayal kırıklığımdır. Monitörsüz olmayacağını öğrenince, en çok düşündüğüm monitör sorununu nasıl çözeceğimdi. Çünkü monitör fiyatları 150 lira civarıydı. Şimdi eksikleri tamamlamam gerekiyordu. Hard disk, Monitör, CD-rom, Ram…

Aynı hafta içinde annemle konuşurken, annem İstanbul’a akraba ziyaretine gittiğini söyleyince altın bulmuş gibi sevindim. Anneme; oradan uygun bir fiyata bulursa, monitör almasını söyledim. Birkaç gün sonra da annem 40 liraya bir monitör aldığı müjdesini verdi. Fakat monitöre kavuşabilmem için iki ay beklemem gerekecekti. 8 Nisan 2005 tarihinde Tarsus’ta kavuştum Vestel M1410 marka monitörüme. İstanbul’daki akrabamız sağ olsun bana hediye olarak HP 690C bir yazıcı almış. Yine aynı gün gelmeden önce iki ay içinde denkleştirdiğim 45 lira ile iki tane 133mhz 128Mb ram aldım tanıdık bir kafeden. Burası da ikinci hayal kırıklığımdı. Sd ramlarda “Single side”, “Double side” olayını burada öğrendim. Kısaca açıklamak gerekirse; eski sistemler tek taraf ram kullanıyordu. Benim aldığım ramlar ise çift taraftı. Doğal olarak bu ramlar benim bilgisayarımda (Artık biraz daha bilgisayara benzemeye başladı sanırım!) 128+128=256Mb görünmesi gerekirken, 128Mb görünüyordu. (Bu dezavantaj ramları satarken çok işime yaramıştı. İki tane sat bir tane al!)

15 Nisan 2005 tarihinde yeniden Sivas’taydım ve bir anlık hırs ile 41 liraya bir Cd yazıcı aldım. Bu da hikedeki en düşüncesizce attığım adımdır.

CD yazıcı da edindikten sonra tek eksiğim hard disk kalmıştı. Sağda solda gördüğüm bilgisayarcılara ikinci el hard disk fiyatı soruyordum. 20 Nisan 2005 tarihinde eve giderken evin yakınındaki bir bilgisayarcıya fiyat sormadığımı fark ettim. Dükkâna girip fiyat aldım. Bilgisayarcı elindeki Fujitsu marka 12,7Gb hard disk için 40 lira fiyat söyledi. Biraz buruk eve geldim. Sohbetin nereden başladığını hatırlamıyorum ama bir ara ev arkadaşım: “Age Of Empires II oynatmayan bilgisayara ben bilgisayar mı derim?” dedi. Ben de: “Ver 40 lira Age Of oynatsın!” deyince çıkarıp 40 lira borç verdi. Ben de gidip biraz önce sorduğum hard diski aldım. Böylece bilgisayar tamamlanmış oldu.

Ayrıca “The Secret” elinize geçerse okumanızı tavsiye ederim, gerçekten ilginç bir şeye benziyor.

Not–1: Harddiski de alınca bilgisayara takıp hemen Windows XP yükledim. Age Of Empires II oyununun cdsini de bulmuştuk. Oyunu yükleyince yine büyük bir sürprizle karşılaştık; oyun çalışmadı. Windows XP’de bazı oyunların çalışmadığını, bu hatayı düzeltmek için Service Pack 1 yüklemek gerektiğini bir kaç ay sonra öğrendim!…

Not–2: Topladığım bilgisayar eskiydi ama iş görüyordu. Ayrıca daha sonraları da parçalar alarak geliştirebildim ki inanın geliştirmek ilk kez almaktan daha kolay oluyor. Demiştim ya: “Bir yerden başlamak lazım!”

Halil İbrahim Özdemir
Halil İbrahim Özdemir